Dijital bankacılık, müşterilerin sadece fiziksel olarak bir banka şubesinin içindeyken kullanabildiği tüm geleneksel bankacılık hizmetlerini, uzaktan erişim ile yapabilmelerini sağlayan bankacılık türüdür. Bankacılık her zaman teknolojiyi benimseyen alanların başında gelmiş; ATM’ler, mobil bankacılık, online bankacılık uygulamalarıyla teknolojik gelişmelere kısa sürede adapte olmuştur. Fintech adı verilen finansal teknolojileri yani finansal hizmetlerin kolay, iyi ve hızlı verilmesi amacıyla oluşturulmuş yenilikleri en çok kullanan sektörlerin başında gelen bankacılık sektörü, teknolojiye bu hızlı uyumuna rağmen telekomünikasyon sektöründeki gibi bir iPhone deneyimi yaşayarak tamamen inovasyonel adımlar atamamıştır. Fütüristler ve Fintech uzmanları tarafından bankacılıkta bu dönüşümün yaşanacağı evrenin ise çok yakın olduğunu ve Fintech 3.0 olarak adlandırıldığını görüyoruz. Fintech 3.0’ı anlamak için ise Fintech basamaklarını incelemekte fayda bulunmaktadır.

Dünyada Fintech alanındaki ilk anlamlı gelişmeler 2005 ile 2010 yılları arasında yaşandı. Bu yıllar dijitalleşmenin de başlangıcı sayılabilecek yıllardı. Fintech’te 2005 ile 2010 yılları arasında yaşanan dönem “Fintech 1.0” olarak adlandırılıyor.[1] Bu dönemde, Fintech start-up’ları oluşturuldu, bankalar ATM sistemleri gibi hizmetlerine çeşitli eklemeler yaparak mevcut hizmetlerini iyileştirme çalışmaları içine girdiler ve süreç inovasyonunu destekler nitelikte adımlar atıldı. 2010 yılından sonra ise Fintech’te büyük gelişmelerin yaşandığı yeni bir döneme girildi ve “Fintech 2.0” dönemi olarak adlandırılan bu dönemde, bankalar Fintech start-up’larının teknoloji ve yazılım geliştirme gibi konularda kendilerine yardım edebileceğini fark ettiler. Fintech 3.0 dönemi ile birlikte ise bankalar; bulut, yapay zekâ, API gibi yeni teknoloji ve çözümlerini sistemlerine entegre ederek, hizmetlerinde çeşitlilik ve kaliteyi daha da arttırmaya yönelik çalışmalar yapmakta, dijitalleşme sürecine entegre olmaktalar. 2016 yılı itibariyle Dünyada Fintech yatırımlarının yeni şirket sayısını arttırma yoluna gitmektense var olanları geliştirmeye yönlendiğini görüyoruz. En dikkat çekici gelişmeler ise robot-danışmanlar, blockchain, kripto para, kredi verme ve varlık yönetimi alanındaki gelişmelerdir. 
Fintech start-upları, dünyanın her yerinde her geçen gün büyüyor. FinTech Compliance tarafından 2016 yılında hazırlanan görsel grafiklere (“infografi”) göre;

-Avrupa çapında Fintech gelirleri yüzde 120 arttı.
-Dünya genelinde fırsatlar yüzde 51 arttı.
-Her yılın ilk çeyreğinde yatırımlar ortalama yüzde 67 arttı.
-Yatırımların yüzde 62’si Avrupa ve Asya’ya gitti.
-Son bir yılda yatırımların yüzde 201 arttı. [2]

Türkiye’de de Fintech’in izlediği seyir Dünya geneliyle paralel. Ülkemizde 2016 yılı Fintech yatırımları 28.5 milyon dolara ulaştı. Girişimlere yapılan yatırımların yüzde 46.4’ü Fintech girişimlerine yapıldı. Bugün itibari ile Türkiye’de faaliyet gösteren toplam 136 Fintech start-up’ı bulunuyor. Dünyada 2010’da dikkat çekmeye başlayan endüstri, Türkiye’de de 2012’de 3 start up'a yaklaşık 5 milyon dolar yatırım yapılmasıyla hareketlendi. Aralarında dijital bankacılık, offline ödemeler, şemalar, para transferi gibi özelliklerin olduğu Türkiye, bölgesel bir Fintech merkezi olmak için de uygun özelliklere sahip. Türkiye’den 4 saatlik bir uçuşla Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki önemli finans merkezlerinin hepsine ulaşmak mümkün. Buna bir de İstanbul’un bir finans merkezi olma yolundaki çabaları da eklenince, lokasyon olarak Türkiye’nin bölgesel bir finans merkezi olma ihtimali yükseliyor. Ayrıca, Türkiye’de bankacılık altyapısı oldukça gelişmiş durumda olup, dijital bankacılık hızla yayılıyor. Avrupa ile finansal entegrasyonun da büyük ölçüde sağlandığını düşünürsek bu da Türkiye’nin önünü açan sebeplerden bir tanesi oluyor.  Ancak Fintech girişimlerinin sayısı ve aldıkları yatırım tutarı açısından hala kat edilmesi gereken yollar var. BDDK’nın Türkiye’de Fintech alanındaki ödeme ve elektronik para ihracına ilişkin olarak faaliyet gösterebilmek için lisans almalarını zorunlu hale getirmesi bir yandan finansal tüketiciye koruma sağlarken diğer yandan yeni start-up’ların sektöre giriş hızını düşürecek faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu regülasyonlar, bankalar için bir fırsat yaratarak yeni bir “start-up + banka” iş birliği modelinin geliştirilmesini ya da kurum içi girişimciliğe fırsat tanınarak yeni bir istihdam alanının doğmasını sağlayabilir.

Dünyada dijital bankacılık uygulamalarında farklı Fintech sistemlerinin kullanıldığı ülkelere baktığımızda; Finlandiya’da gerçek zamanlı sanal bankacılığın başladığını görüyoruz. Finlandiya’da ortak ATM sistemleri geliştirerek ulusal olarak hizmet vermesini sağlayan bir şirket olan Automatia 16 Kasım 2016’da yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın bankalar arası mobil ödeme platformu Siirto’yu hayata geçirdiğini duyurdu. Siirto AB’nin Ödeme Hizmeti Direktifi (PSD2) tarafından belirlenen yeni düzenlemelere uygun tasarlanmış açık bir ödeme platformu. Ara yüz, lisanslı ödeme hizmeti sağlayıcısının müşterilere tek bir uygulama aracılığıyla bankalar arası bir ödeme hizmeti sunmasını sağlıyor. Farklı bankalar arasında mobil cihazdan mobil cihaza gerçek zamanlı para transferi yapabiliyor. Ayrıca online ve fiziksel mağazalardaki kart ödemelerine alternatif bir ödeme yöntemi olarak da kullanılabiliyor.

Singapur Merkez Bankası ise bankalar arası blockchain altyapısıyla kendi dijital parasını test etmeye hazırlanıyor. Bloomberg’in haberine göre, mümkün olduğunu göstermek (proof-of-concept) amacıyla Singapur Para Otoritesi önemli bir projeyi test edecek. Singapur borsası ve 8 bankanın katılımıyla yürütülecek projenin amacı, merkez bankasının kontrolündeki bir özel dijital para birimini para transferleri için kullanmak ve böylece işlem maliyetlerinin düşürülebileceğini ispatlamak.

Peki Avrupa’da dijital bankacılığın önünü açmak için getirilen regülasyonlar nelerdir? Bu konuda ilk yapılan düzenleme, Avrupa Birliği ülkelerinde 2009 yılında yürürlüğe giren Payment Services Directive (PSD) yani Ödeme Hizmetleri Direktifi. Daha sonra 2015 yılında Direktif’te yapılan revizyon PSD2 olarak anıldığı için ilk Direktif yani PSD de PSD1 olarak anılır olmaya başladı.

PSD1 ile Avrupa Birliğinin ulaşmaya çalıştığı temel amaç birlik ülkeleri arasında verimli, hızlı, güvenli ve rekabetçi bir ödeme piyasası geliştirmek idi. Bu Direktif ile “Single Euro Payment Area” (SEPA) yani “Birleşik Avrupa Ödeme Alanı” projesinin en önemli adımları atılmış oldu. Ayrıca finansal teknoloji alanında faaliyet gösteren ve ödeme hizmetlerine odaklanan birçok start-up için de bu yeni durum hızlandırıcı işlevi gördü.

Türkiye’de de benzer şekilde 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ile PSD1 yaklaşık 4 yıl sonra adapte edildi ve bizde de önemli Fintech start-up’ları oluştu. 
PSD2 ise Avrupa Birliğinde çıkartılan her kanunun 5 yıl sonra gözden geçirilmesi kuralının bir sonucu olarak ortaya çıkan, Avrupa Parlamentosu tarafından 8 Ekim 2015 tarihinde kabul edilen, PSD1’in daha geliştirilmiş ve kapsamı arttırılmış yeni bir versiyonu olarak karşımıza çıktı. Sürecin tüm detayları ile bütün Avrupa Birliği ülkelerinde yasalaşması ve yürürlüğe girmesinin ise yaklaşık olarak 2019 yılı ortalarını bulacağı öngörülüyor.

PSD2’nin getirdiği yenilik ve revizyonları şöyle özetleyebiliriz;  
Ödeme hizmetlerine ilişkin çerçevenin Avrupa dışına genişletilmesi yani bir ayağı Avrupa dışında olan ödeme işlemlerinin de kapsama dahil edilmesi,
 
Hesap Bilgileri Hizmet Sağlayıcıları kavramının getirilmesi (Account Information Service Providers) ya da diğer adıyla Financial Data Aggregators,
 
Ödeme Başlatma Hizmet Sağlayıcıları kavramının getirilmesi (Payment Initiation Service Providers),
 
Ödeme işlemleri ve finansal hesaplara erişimde Güçlendirilmiş Güvenlik ve Tanımlama kriterlerinin getirilmesi. [3]

Dijital bankacılık hususunda en çok zorlayan konuların başında gelen “güvenlik” hususunda yapılan bu yeni düzenleme, hizmetlerin sağlanmasına yeni güvenlik kriterleri getirilmiş ve böylelikle hizmetlerin kapsama alanı Avrupa dışına da taşınmış ve bankaların ödeme hizmetlerini API’lar (Application Programming Interface) yoluyla üçüncü partilere de açması zorunlu hale getirilmiştir. Bankalar böylelikle hesap sahiplerinin işlemlerini hesap sahibinin onayına istinaden üçüncü partilerle paylaşmak zorunda kalacak olup kişilerin farklı bankalardaki ve finansal kuruluşlardaki hesapları tek bir çatı altında konsolide edilebilir hale gelecektir. Bu düzenlemeye kadar Fintech startup’ları, işlemleri hızlandırmak için müşterilerinin şifre ve PIN kodları gibi hassas bilgilerini kendi bünyelerinde saklıyorlardı. Bu düzenleme aslında bankaları ve Fintech start-uplarını iş birliğine zorlayacaktır. Burada müşterinin rızası olmadan üçüncü kişilerle bilgilerin paylaşılamayacağının da altını çizelim.

Türkiye’nin de PSD1’e yönelik yaptığı entegrasyonların PSD2 konusunda da yapması ve bu yeni ödeme sistemlerinin Türkiye’de de dijital bankacılık sektörünün bir parçası hale gelmesi gerekmektedir. Türkiye halihazırda dijital bankacılığın en fazla kullanıldığı ülkelerden biri. Türkiye Bankalar Birliği'nin verilerine göre Türkiye'de internet bankacılığı yapmak üzere sistemde kayıtlı olan ve en az bir kez giriş işlemi yapmış bireysel müşteri sayısı 2015 yılı sonunda yaklaşık 43 milyon iken 2016 sonunda bu sayı 51,5 milyona ulaşmış bulunuyor. Mobil bankacılıkta ise en az bir kez giriş işlemi yapmış müşteri sayısı 2016 yılı sonunda bir önceki yıla göre 11 milyon artarak 30,8 milyon kişiye erişmiş olup mobil bankacılık kanalıyla yapılan EFT, havale ve döviz transferi işlemleri, toplam finansal işlem hacminin yüzde 60'ını oluşturuyor. 
Geleneksel bankaları çok yakın gelecekte bekleyen yeniliklerin başında chatbot uygulamaları geliyor. Saatine dünyada ortalama 20 ila 40 dolar ödeme yapılan çağrı merkezi personeli yerine bu teknolojinin çok daha ucuz bir çözüm olacağı açık. 

Bir diğer yenilik ise yapay zeka ve gelişmiş makine öğrenmesi olacak. Bu da zaten Chatbot uygulamalarının altında yatan teknolojidir. Özellikle optik karakter tanıma (OCR) ve doğal dil programlama (NLP) alanlarında yaşanan gelişmeler ile müşteri kazanımı ve kişisel varlık yönetimi başta olmak üzere pek çok kişiselleştirilmiş çözüm ve hizmet otomatikleşmeye başlayacak. Bu tarz hizmetlerin yapay zeka ve makine öğrenme süreçleri tarafından kontrol edildiği uygulamalara şahit olacağız.

Ayrıca, yakın gelecekte mobil ödeme sistemlerinin ödeme alışkanlıklarını tamamen değiştireceğini ve dijital cüzdanların yaygınlaşmasıyla nakit para içermeyen bir yapıya doğru gidileceğini görüyoruz. Geleneksel bankacılık sektöründe müşterilerin şikayetçi olduğu konuların başında gelen birçok şifreyi ve yöneltilen klasik soruların cevaplarını akılda tutmanın zorluğunu da ortadan kaldırmak adına dijital bankacılık hizmetlerinin biyometrik sistemlerle entegre olacağını görüyoruz. Son dönemde kullanılmaya başlanan ve daha da geliştirilmesi için çalışmaların devam ettiği, parmak izi kullanımı, yüz tanıma, göz tanıma sistemleri ile akılda şifre tutma süreçlerinin de yakın zamanda sona ereceği açık. 
Türkiye bankacılık sektöründeki bütün bu yenilikleri takip edip uygulamaya yönelen ülkelerin başında geliyor. Fin-tech start-upları ve yatırımları hususunda ise Dünya ortalamasının biraz altında kalan ülkemizde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta yerel regülasyonlara uyum hususu. Örneğin PayPal sektörde çok güçlü ve başarılı bir start-up olmasına rağmen Türkiye’de BDDK düzenlemelerine uyum göstermediği için pazardan çekilmek kararı almış idi. Uyum sağlayamama gibi sorunların yaşanmaması için konuyla ilgili hukuki düzenlemelerin sadece finans kuruluşları tarafından değil, girişimci ve yatırımcılar tarafından da yakından takip edilmesi gerekiyor. 

[1] http://bkm.com.tr/wp-content/uploads/2017/01/FINTECH_2017_OCAK_EKI-3.pdf
[2] http://bkm.com.tr/2017de-fintechleri-bekleyen-firsatlar-tehditler/
[3]http://www.ugurcirak.com/fintech/psd1-ve-psd2-nedir-fintechte-odeme-hizmetlerinden-sonraki-trendler/
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.