2017’de Dolar TL Ne Olur?

2016 yılı, Türk Lirası’nın yine değer kaybettiği bir yıl olarak geride kaldı. 2016 yılına 2,91 seviyesinden başlayan DOLAR/TL, her ne kadar yıl içerisinde 2,78 seviyesine kadar geri gevşese de, yıl boyunca Türkiye üzerinde dolaşan kara bulutlar neticesinde 2016 yılını 3,52 seviyesine yükselerek tamamladı. Böylelikle 2016 yılının bütününde TL, Dolar karşısında toplamda %21 oranında değer kaybederek tamamladı. Aslında son üç yıllık döneme geri dönüp baktığımızda 2014 ve 2015 yıllarındaki değer kayıpları geçtiğimiz yıldan pek farklı değil. 2014 yılına 1,78’den başlayan DOLAR/TL paritesi yılı 2,33’den tamamlayarak %30 oranında değer kaybetmiş, 2015 yılına 2,33 başlayan DOLAR/TL paritesi yılı 2,91’de tamamlayarak yine %25lik bir kayıp ile tamamlamıştı. Son 3 yıllık periyotta %20 ila %30 arasında değer kaybı yaşanması ile bu vahim tablonun önüne geçilememiştir.

Peki neydi bu yükselişi tetikleyen unsurlar? 2002-2013 yılları arasında fevkalade bir seyir izleyen TL, neden son 3 yıl içerisinde bu derece değersizleşti? 2017 yılında TL, Dolar ve Euro’ya karşı nasıl bir seyir izleyecek. Gelin bu soruların cevaplarını tek tek aramaya başlayalım.

Ekonomik Faktörler

Öncelikle en temel iktisat bilgisi olarak olaya teorik açıdan baktığımızda bir para biriminin değersizleşmesi için, öncelikle o ülkenin ekonomik gücünün azalmaya başlaması gerekmektedir. Ekonomik güç, üretilen GSYH’nin düşmesi, kişi başı milli gelirin azalması, dış ticaret açıklarının artması, cari açığın sürdürülebilirlik seviyelerini zorlaması, yüksek enflasyon, yüksek faiz ile düşüşe geçen yatırımlar neticesinde gelinen yüksek işsizlik gibi sıralanabilecek bir çok faktör olayın ekonomik boyutunu oluşturmakta. Bu saydığımız ekonomik faktörlerin büyük resimde geneline baktığımız zaman, TL’nin her yıl %20-30 aralığında değer kaybı için gerekli ekonomik koşulların bu değersizleşmeye zemin hazırlamadığını aksine TL’nin yükselişi ile bazı ekonomik değerlere pozitif etki sağlayarak düzelmesine; bazı ekonomik dengelerin ise bozulduğunu görmekteyiz. İsterseniz tek tek bu ana dengelere bir göz atalım ve TL’nin ileri ki dönemde görebileceği seviyelere bakalım. 

Büyüme Oranları (GSYH)


Türkiye’nin son 15 yıllık periyoduna baktığımızda 2001 yılında yaşanılan Cumhuriyet tarihinin en büyük krizi sonrası görülen çeyreklik eksi 10 büyüme rakamı sonrasında, 2008 yılında yaşanılan global ekonomik krizi sürecine kadar yıllık %6.8 ortalama ile büyümeye devam etmiştir. 2008 Global krizinde %15’e varan çeyreklik eksi büyümeye karşın sonrasında ekonomi hızlıca toparlanmış ve çeyreklik bazda yine %10 üzeri büyümeler ile krizlere cevap verebilmiştir. 2008 Global krizi sonrası 2009’da %-4,8 küçülen Türkiye ekonomisi 2010’da %9,2, 2011’de %8,8 büyümüştür. Ancak 2012 yılından itibaren yıllık büyüme oranları hız keserek %5’in altına gerilemiştir. 2012’de %2.1, 2013’te %4.2, 2014’te %3 ve 2015’de %4 oranlarında büyümeler kaydedilmiştir. Özellikle son üç yılda kur artışını bu derece tetikleyici bir eksi büyüme ile karşılaşmadığımızdan büyüme rakamlarını kur artışında direk etkili bir faktör olarak görmemekteyiz.

Gayri Safi Milli Hasıma (GSMH)


Türkiye içerisinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin para cinsinden değerini ölçen Gayri Safi Milli Hasıla değerlerine büyük resimde baktığımız zaman 1980’lere kadar önemli bir değere sahip olamamıştır. 80’lerden itibaren 100 Milyar Dolar seviyesi aşılarak 90’lı yıllarda 200 Milyar Dolar seviyesine kadar ulaşmıştır. 2000 yılı sonrası ise kritik eşikler hızla kırılarak yukarı doğru kuvvetli bir ivme yakalanmış ve 2013 senesinde tarihi zirve olan 823 Milyar Dolar seviyesine kadar ulaşmıştır. TL’nin hızla değer kaybettiği 2013-2016 döneminde ise $823M tarihi zirvesi sonrası 2014’te $798M, 2015’te $717M olarak gerçekleşmiştir. 2016 yılı içinde son çeyrek hariç toplamda $627M ile 4.Çeyrek ile beraber $800M seviyesi civarı veya üzeri bir rakam beklenmekte. Dolayısıyla TL’deki bu derece değer kayıplarının yaşanması Milli Gelirde ki düşüşten de kaynaklanmıyor.

Dış Ticaret Dengesi


Türkiye’nin kapalı bir ekonomi olması ile birlikte ithalat ile ihracat rakamları arasında ki denge 1980’lere kadar büyük bir açık vermemiştir. 80’lerin başından itibaren Türkiye’nin içe kapalılıktan dışa açılımıyla birlikte serbest piyasa ekonomisine geçiş hız kazanarak, ihracat ile başlayan büyüme hamlesi karşılığında ithal ürünlerinde ülkeye girişi ile hız kazanmıştır. 80’li ve 90’lı yıllarda 40 Milyar Dolar seviyesine kadar yükselişler görülse de, özellikle teknolojinin 90’lı yılların sonlarından itibaren dünya’da çağ atlamasıyla birlikte 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin dünya çapında katma değeri yüksek olan teknolojik ürünleri üretememesinin neticesinde her sektörden ve her alandan ithal edilen yüksek teknolojik ürünler kaleminin diğer ihtal kalemlere göre oransal olarak dış ticaret açığına baz etkisi daha yüksek olmuş ve dış ticaret açığının hızlanarak artmasına neden olmuştur. Dış ticaret açığı her ne kadar 2008 global ekonomik krizinde 20 Milyar Dolar seviyelerine kadar inmiş olsa bile sonrasında 2013 ve 2014 yıllarında 100 Milyar Dolar seviyesine kadar ulaşmıştır. TL’nin hızla değer kaybettiği son 3 yıla baktığımızda ise Dış Ticaret Açığı 100 Milyar seviyelerinden tersine kademeli olarak 2015 yılında $80M, 2016 yılında $35M seviyesine kadar gerilemiştir. TL’deki zayıflama sürece en çok Dış Ticaret açığının bu derece hızlı şekilde kapanmasına yol açmıştır. TL’nin değer kaybı ile pahalılaşan ithal ürünlerine karşı ucuzlayan Türk ürünleri daha fazla ihracata sebebiyet vererek dış ticaret açığının kapanmasını sağlamıştır.

Enlasyon

Türkiye 1960’lı yılların başından itibaren enflasyon ile ciddi bir şekilde mücadele etmektedir. Özellikle 70’li yıllardaki petrol krizi ile ivmelenen, 80’li yıllardaki iç karışıklıklar ile siyasi istikrarsızlıklar ile hız kazanan enflasyon, yine 80’l yıllarda başlayan terör olaylarının 90’lı yıllarda yükselişe geçerek ekonomiye büyük zararlar vermesi sonucunda, enflasyonda ki yükselişler, kontrol dışı kalmıştır. Yüzde 100’ün üzerinde görülen yıllık enflasyonlar neticesinde yükselen faizler 2001 krizinde tavan yapmış, gecelik gösterge bono faizlerinin 1800’lü seviyeleri dahi görülmesini sağlamıştı. 2000’lı yıllardan sonra oluşan siyasi istikrar neticesinde yeniden kontrol altına alınan enflasyon, hızlı düşüşe tek haneli rakamlara kadar inmiştir. Son 10 yıllık dönemde yıllık ortalama %6 ile %12 arasında dalgalanan enflasyon oranlarına karşın, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en dip faiz noktası ise Gezi olaylarının hemen öncesinde gecelik gösterge 2 yıllık bono faizlerinde gördüğü %4,61 seviyesi ile gerçekleşmiştir. Son 3 yıllık enflasyon sürecine dönüp baktığımızda, TL’de ki değer kayıplarına karşı enflasyonda da aynı orandaki artışları gözlemlememekteyiz. Enflasyon oranının 2013 yılındaki %7,4 seviyesine karşın sırasıyla 2014’te %8,85’e 2015 yılında %7,66 ve 2016 yılında %8,53 oranına kademeli artışlarını izledik. Her ne kadar aylık bazda sıçramalar olsa bile genel anlamda yıllık ortalama bazında kur artışlarının enflasyona direkt geçişgenliğini büyük oranda hissedilmedi.

İşsizlik

Türkiye’de ki işsizlik oranları malesef yıllar boyu kronikleşmiş bir şekilde gelişmiş ülke seviyelerine bir türlü inememiştir. Gerek her on yılda bir vuran ekonomik krizler, gerek nüfus artış hızı, gerekse de göç gibi unsurlar her dönem işsizlik rakamlarının yüksek seviyelerde olmasını sağladı. Son yıllık dönemde her ne kadar %8’in altına doğru bazı dönemde sarkmalar olsa dahi global ekonomik kriz döneminde %15’e varan işsizlik oranlarına şahit olduk. TL’nin üst üste değer kaybettiği son 3 yıllık periyotta ise işsizlik oranları %9 ile %12 arasında dalgalanmakta. Ancak gelinen son noktada %10 üzerinde bir işsizlik kalıcı duruma gelmiş vaziyette.

Siyasi Faktörler 

TL’nin değer kaybetmesinde en önemli faktörü ekonomik gelişmelerden daha ziyade Siyasi Unsurlar oluşturmaktadır. Özellikle 2013’ten bu yana yaşanan tüm siyasi gelişmeler TL’nin değer kaybından önemli rol oynadı. 2003-2013 yılları arasındaki 10 yıllık periyotta 1.15 ile 1.80 bant aralığında seyir izleyen  DOLAR/TL paritesi ilk kez 2013 Mayıs-Haziran aylarındaki “Gezi Olayları” ile 2 TL seviyesinin üzerine çıktı. 17-24 Aralık 2013’te yaşanan “Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması” ile USDTRY paritesi 2014 yılında 2,40 seviyelerine kadar yükseldi. 2013-2014 yılları arasında yaşanan iç siyasetti ki gerilim, 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile bir nebze gerilese dahi, Türkiye dış siyasette bu sefer her alanda yalnızlaştırılma politikası ile karşı karşıya kaldı. Özellikle Suriye konusunda yalnızlaştırılan Türkiye, arka bahçesinde yanan yangına direk müdahele etmekten ziyade NATO ülkeleri ve ABD ile ortak hareket etmek istese de bu konuda yalnız kaldı. Suriye’de başlayan göç dalgası en çok Türkiye’yi etkisi altına bıraktı ve 3 milyon mülteciyi ağırlamak zorunda bırakıldı. Bunun ekonomik külfeti elbetteki makro ekonomik verilere yansısa da, dış siyasetin etkileri TL üzerinde daha etkili oldu. Tabi bu arada 2015 yılında yaşanan 7 Haziran ve 1 Kasım gibi iki genel seçimi hatırlatmakta fayda var. Keza her iki seçim döneminde de TL sürekli olarak siyasi belirsizlik sonucu değer kaybı ile karşı karşıya kaldı. 2015 yılındaki iki seçim siyasi belirsizlik nedeniyle kurum 3,06’ya yükselmesinde ki faktörlerden birini oluşturmakta. 2016 yılı ise bir çok açıdan tüm karanlık bulutların ülke üzerine çöken bir yıl olmasıyla hatırlanıyor. 15 Temmuz gecesi yaşanan Darbe girişimi her ne kadar milli irade ile engellenmiş olsa dahi, terör yıl boyunca hiç bitmedi.  Türkiye’nin hem içeriden hem de dışarıdan açık bir saldırı ile köşeye sıkıştırılmak istenmesi tabi ki ülkenin para birimi olan Türk Lirası üzerinde büyük baskının oluşmasını sağladı. 2016 yılını 3,51 ile tamamlayan bu sürecin devamı yeni yılın ilk 15 gününde hem yurt içi yerleşikli 2-3 bankanın hem de yurtdışı kaynaklı fonların döviz maniplasyonu ile desteklenmek istendi. FX piyasaları için çok sığ ve hacimsiz bir fiyatlama ile 3,94’e kadar yükselen USDTRY paritesi ile 4,18 seviyesine kadar yükselen EURTRY paritesinde tarihi rekorlar kırıldı.

Jeopolitik Faktörler- Güvenlik Endişeleri

Türkiye 80’li yıllardan itibaren terörizm ile mücadele etmektedir. 90’lı yıllarda her ne kadar bu işin sonuna yaklaşılsa bile tamamen kökünden kazılamamıştır. 2000’li yılların ilk yarısı nispeten sakin geçse de Türkiye’yi bölmek üzere harekete geçen bir takım gizli güçler Türk-Kürt çatışmasını yeniden alevlendirmek istediler. Bunun öncesinde “Demokratik Açılım” olarak adlandırılan ve “Çözüm Süreci” ile devam eden insan haklarına saygı, demokrasi, özgürlük ve standartların yükseltilmesi amacıyla özellikle Kürtler’i Türkler ile birleştiren milli birlik ve kardeşlik projesi, terör sorununun tamamiyle bitirilmesine yönelik geliştirilen bir uzlaşma siyasetiydi. Kürt sorununun çözümü olarak bilinen barış sürecinde akil insanlar heyetinin yanı sıra, HDP, 2013 yılında kurularak Kürt kökenli vatandaşları da siyaseten temsil etti. Sürecin sonuna gelindiğinde Abdullah Öcalan’ın 25 Nisan 2013’te ki Nevruz kutlamaları sırasında okunan mektubunda PKK’nın Türkiye topraklarından çekilerek somut adımların atılacağı duyuruldu. Tam bu sorun bitti denilirken, yine gizli güçler devreye girerek, terör sürecinin çok farklı boyutlara taşınmasını sağladı. Bu noktadaki en büyük faktörler ise PKK’nın Suriye ve Irak tarafındaki yurt dışı destekli uzantıları oldu. Irak’ta 2013 yılında kurulan DAEŞ terörizime bambaşka bir boyut kazandırdı. Iran ve Suriye’de ki iç savaştan faydalanan DAEŞ kısa sürede bölgedeki boşluktan yararlanarak tüm dünya için büyük risk oluşturdu. Örgütün hangi amaçla kimin tarafından kurulduğu bugünlerde deşifre edilmiş olsa dahi jeopolitik riskler Türkiye’yi en fazla etkileyen faktörlerin başında geliyor. 2015 ve özellikle 2016’da artan terör olayları ülkenin para birimi olan TL’yi hiç rahat bırakmadı ve sürekli jeopolitik risk baskısını sırtında hissetmek zorunda kalmıştır.

FED Faktörü

2008 Global ekonomik krizi sonrasında ABD’deki makro ekonomik verilerde toparlanmalar 2014’de hız kazandı . 2015 yılı boyuca FED’in 10 yıl aradan sonra ilk kez faiz artırımına gidiyor olması da, Dolar’ın  gelişmekteki olan ülkelerden ana vatanına dönmesine sebebiyet verdi.  DOLAR/TL’nin 2015 yılında 3,06 seviyelerine kadar yükselmesinin bir diğer önemli faktöründe ise FED vardı. FED'in 2017 yılındaki adımları Trumponomics göre şekillenecek. Büyüme odaklı hedefler arasında eğer yeterli enflasyon oranına ulaşılamaz ise hedeflenen 3 faiz artırımı bir başka bahara da kalabilir. Bu da TL'yi olumu yönde yansıması olur. Diğer taraftan ABD Dolarının aşırı değerlenme süreci ise orta vade de ABD'yi oldukça rahatsız edecektir. Bu noktada ABD'nin aşırı değerli Dolar'a karşı alacağı önlemler yine TL'ye pozitif katkı sağlayacaktır. 

Derecelendirme Kuruluşları

Fitch, Moodys, S&P gibi kredi derecelendirme kuruluşlarının da bir nebze kur üzerindeki baskısının hafife alınmayacak düzeyde olduğunu düşünmek gerekir. Ancak yinede TL’de ki değer kayıplarında tetikleyici unsuz değiller. “Not İndirimi” endişesi sürekli olarak TL üzerinde baskı unsuru olarak kalmaya devam edecektir.

Hacimsiz Spekülasyonlar

Aslında TL’nin değersizleşmesinde ki en büyük önemli payı alan spekülatif ataklar fiyat denge mekanizmasının bozulmasında en büyük rolü oynamakta. Arz-talep noktasının zayıfladığı dönemlerde, hacimsiz fx piyasasında azımsanacak miktarda küçük işlem hacimleri ile kurda yaşanan agresif fiyat hareketleri sonraki işlem günlerinde kalıcı hale gelmeyi başarıyor. Böylelikle çok kısa sürede düşük hacimler ile gün içerisinde yüksek dalgalanmalara sebebiyet verilmekte. Geniş tabana yayılan katılımcılardan daha ziyade yurt dışı fonların spekülatif atakları ile tetiklenen fiyatlarda uç seviyelere ulaşılması için katedilen yol çok kısa sürelerde gerçekleşebiliyor. Bunun en yakın örneğini 2 Ocak -11 Ocak 2017 tarihleri arasındaki günlerde yaşadık. 3,51-3,94 yükselişinin çok kısa sürede hacimsiz bir şekilde gerçekleşmesi TCMB’nin da sessiz kalarak her hangi bir müdahelede bulunmamasıyla birlikte kolaylıkla gerçekleşti. 

2017 Yılında TL’nin Seyri Ne olacak?

Türk Lirası, yukarıda saydığımız faktörlerden anlaşılacağı üzere ekonomik farktörlerden ziyade en çok siyasi ve jeopolitik risklerden etkilenmektedir. Güvenlik endişesi bir ülkenin en büyük sorunudur. Tabi bu doğal olarak kur üzerinde büyük endişe kaynağı yaratacaktır. FED, Kredi derecelendirme ve diğer ekonomik unsurlar ise ikincil etkileşim hususlardır.

Güvenlik Endişesi: Türkiye’nin şuan bir numaralı sorunudur. İçeride PKK, DHKP-C, FETÖ gibi örgütlerin yanı sıra  dışarıda, DEAŞ, YPG ve PYD gibi bir çok örgüte karşı mücadele verilmektedir. Türkiye’nin bölünmesi için mücadele eden bu örgütlerin sonu getirilmediği müddetçe, TL varlıkları üzerindeki baskı devam edecektir. Terör örgütlerinin bileği bükülemediği takdirde Türkiye’nin güvenlik endişesi devam edecek ve USDTRY paritesinde üzerindeki baskı devam edecektir. Bu tip bir olumsuz senaryonun oluşması durumunda 4 üzerindeki seviyelere doğru bir çıkış arkasından 5’e doğru hareketi diğer faktörlerin desteği ile tetikleyebilir. 4 üzerindeki seviyelerde mutlaka MB'nın gerektiğinde faiz silahını dahi çekmesi mümkün olabilir. Ancak diğer taraftan dış siyasetteki politika değişikliği ile birlikte Suriye krizindeki değişen aktörlerin sonucunda hiç beklenmedik olumlu senaryolar ile farklı gelişmelerle de karşı karşıya kalabiliriz. Güvenlik endişesinin zayıflaması TL'yi mutlaka güçlendirecektir.

İç ve Dış Siyaset: İçeride Darbe sonrası gelişen olaylar, artan terör olayları ve OHAL süreci ile birlikte Anayasa Paket değişiklikleri ile birlikte değişmesi olası olan yönetim sisteminin yanı sıra dış siyasetinde yalnız bırakılan Türkiye. Zor bir sürecin içerisinden geçtiğimiz aşikar. Dış siyasette, ABD ile son dönemde müttefiklik anlayışı ciddi anlamda zedelenmiş durumda. Trump’ın başa geçmesiyle birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinde yakınlaşma olabilir. Bu TL varlıkları açısından olumlu olacaktır. Ancak Trump’ın dış siyasetten daha ziyade kendi ülkesindeki sorunlar ile daha çok mücadele edeceği gözüküyor. Dolayısıyla ABD-Türkiye ilişkilerinin genel anlamda sorunsuz ama mesafeli olacağı da olası. Avrupa Devletleri ile ilişkiler Suriye meselesi ve Avrupa devletlerinin terör örgütlerine verdiği desteği ile iyice gerilmiş durumda. Kıbrıs sorunu ise bir başka gerilim noktası. Rusya ile yakınlaşma ise pozitif. Ancak totalde dış siyasette Türkiye’ye pek nefes aldırmayacak gibi gözüküyor. İç siyasette ise Başkanlık sistemi referandum ile sonuçlanacak gibi gözüküyor. Bu sürecin sonlanmasına kadar ki zaman diliminde TL’de ki baskı devam edebilir. 2017 yılının ilk çeyreğinde TL 3,50 seviyelerine doğru geri çekilme yaşansa dahi 4 ve üzerine doğru spekülatif baskı hareketleri sürekli gündemde kalmaya devam edecektir. Bu noktada TCMB'nin faiz arttırma dışında elinde olan tüm silahları etkili şekilde kullanması beklenmekte.

FED Etkisi ve Dolar Endeksi: ABD Merkez Bankası 2016 yılının son toplantısında 2017 yılı için 3 faiz artırımını öngördü. Ancak bu artırımların ne kadarını gerçekleştirebilecek bunu hep beraber izleyeceğiz. Ancak Dolar endeksi 100’ün üzerinde kaldığı müddetçe Dolar’da ki değer kazanma sürecinin devam etmesi beklenmekte. Özellikle EURUSD paritesinde 1’e 1 seviyesine geri gelişi 2017 yılında gerçekleşme ihtimali bir hayli yükseldi. Dolar’ın tüm para birimleri karşısında değer kazanması durumunda TL’deki değer kayıpları 4 üzerindeki seviyelere oturmasına sebebiyet verebilir. Kaldı ki EURUSD paritesinin 1’in altına düşmesi bu senaryonun gerçekleşmesine zemin hazırlayabilir.

USDTRY Teknik Analizi


Dolar/TL paritesinin teknik analizine baktığımızda günlük, haftalık ve aylık grafiklerde net bir yükseliş trendinin devam ettiğini gözlemlemekteyiz. Son iki aydır yaşanan sert yukarı yönlü yükselişte 3,06-3,94 aralığındaki hareketin bir düzeltmesi 2017 ilk çeyreğinde gerçekleşebilir. 3,50 seviyesi önemli bir ana destek olarak izlenmeye devam edilecektir. Bu ana desteğin altında gerilemeler beklenmedik iyimserlik senaryolarında 3,34-3,27 ve son olarak 3,06 desteklerine kadar sürebilir. Yukarıda 4 seviyesi önemli bir psikolojik seviye. Bu kritik seviyenin en kötümserlikte dahi aşılmaması gerekiyor. Bu seviyenin aşılması durumunda 4,10 ilk yukarı yönlü fibonacci düzeltme seviyesi ilk hedef olacaktır. 4,10’nun aşılmasıyla sırasıyla yukarı yöndeki yeni yükseliş dalgasının önü açılacktır. Bu durum 4.35-4,60-4,80 ve 5 seviyelerine kadar uzanan yeni bir uptrend bölgesini oluşturacaktır.

Burak Gerçek
InvestAZ Baş Analist

Anahtar Kelimeler:
2017 dolar tl olur
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.