2016 yılını artık bitirdik. 2016’da yaşadığımız bir çok ekonomik-siyasi-jeopolitik gelişmeleri 2017 yılına da taşımaya hazırlanıyoruz. Geriye dönüp baktığımızda olaylarla dolu bir 2016 yılını tamamlamakta olduğumuz aşikar. Çin ekonomisindeki büyüme endişeleriyle bu yıla başlarken hemen akabinde petrol fiyatlarının da tarihi dip seviyelere kadar gerilemesi Dünya ekonomik büyüme görünümü üzerindeki riskleri oldukça artırmıştı. Bu gelişmelere dayalı olarak enflasyon ve büyüme  yaratmaya odaklı gelişmiş ülke merkez bankaları daha fazla genişleyici önlemler almaya yönelirken gelişmekte olan ülkeler ise bu durumdan nispeten olumlu faydalandı. Bu noktada ülkemizin yaşadığımız iç meseleler nedeniyle diğer gelişmekte olan ülkelere göre negatif ayrışma yaşadığını gördük. Rusya ile yılın başlarında bozuk olan ilişkilerimiz düzelme aşamasına girmişken yaşadığımız darbe girişimi ve ardından OHAL uygulamasına geçiş, kredi notumuzun düşürülmesi, Suriye’deki askeri operasyonların devam etmesi, başkanlık sistemi ve yeni anayasa çalışmaları gibi yurt dışında belirsizlik ve risk unsuru olarak algılanan gelişmeler nedeniyle kur 3.60’lı seviyelere kadar yaklaştı.

Yıl ortasında İngiltere’de Brexit referandumundan beklenmedik şekilde “Evet” oyu çıkması ile Avrupa Bölgesi başta olmak üzere hemen hemen tüm Dünya’da oluşturabileceği belirsizlikler nedeniyle endişeleri artırmıştı. Bu bağlamda FED, faiz artırım beklentilerini gitgide düşürürken, Altın, Yen gibi güvenli varlıklara da talep önemli ölçüde arttı.

Bunun dışında Avrupa Bölgesi’ndeki bankacılık sorunlarının sürmesi de bölge ekonomisi üzerinde risk oluşturmaya devam etti. Almanya’da Deutsche Bank, İtalya’da Monte dei Paschi gibi büyük bankaların yaşadığı sorunlara ek olarak İspanya, Portekiz ve Yunanistan bankalarının da benzer sorunları yaşaması Avrupa Bölgesi’nin 2016’daki kırılganlıklarının başında gelmekteydi.

Avrupa Bölgesi’nde ayrıca bu yıl içerisinde İtalya, Fransa, Hollanda başta olmak üzere çoğu Avrupa ülkesinde yükselişe geçen popülist politikaların, aşırı milliyetçi görüşlerin, özellikle 2016 yılında bölgede yaşanan yoğun terör olayları ve göçmen sorunları nedeniyle ağırlık kazanmaya başlaması, gelecek dönemde Avrupa Birliği’nin devamlılığın sorgulanmasına ve bölge ülkelerin birbirleriyle ya da diğer ülkelerle olan ticaret hacimlerinin düşmesine neden olabileceği endişelerini de beraberinde getiriyor. 2017 yılında Almanya, Fransa ve Hollanda’da bu yıl artan milliyetçi görüşlerin gölgesinde gerçekleşecek seçimler birliğin geleceği adına önemli gelişmelere ve belirsizliklere sahne olabilir.

Avrupa Bölgesi’nde 2016 yılında bir türlü istenilen düzeye getirilemeyen enflasyon sorununa karşı 2017 yılına taşınan bir başka gelişme ise parasal genişleme programının 2017 yılı sonuna kadar uzatılması oldu. Bir yandan FED’in 2017’de daha agresif bir görüntü sergilemesi beklenirken diğer yandan Avrupa Merkez Bankası’nın genişleyici para politikasının ömrünü uzatması Euro’nun daha fazla zayıflayacağının bir işareti olarak algılanabilir. EURUSD’de yeni yılda zaman zaman yaşanabilecek yükselişlerin satış fırsatı olarak değerlendirilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

İngiltere’de ise 2017’de Brexit süreci büyük olasılıkla başlayacak ve buna dair gelişmeler de yakından izlenecek. 2017’in Mart ayında planlandığı gibi başlaması durumunda gerçekleşecek müzakerelerde İngiltere’nin Avrupa Bölgesi ülkeleri ile yapacağı yeni anlaşmalarda hangi avantajlarını kaybedeceği, kazanımlarının ne olacağı, Londra finans merkezinin cazibesini yitirmesinin ülke ekonomisine etkileri ve İngiltere’de çalışan AB vatandaşları ile İngiltere dışında AB ülkelerinde çalışan İngiliz vatandaşlarının durumu gibi konulardaki belirsizlikler de 2017’de izlenecek.

ABD tarafında ise 2016 Kasım ayında başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’ın yeni yılla birlikte göreve başlamasıyla vaat ettiklerini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği belki de bu yılın en merakla beklenen gelişmesi olacak. Vergi indirimleri ile altyapı harcamalarını artırıcı politikalardan ticari anlaşmaların iptali ve üretimin ABD’ye doğru yönelmesi amaçlı Çin’e yüksek gümrük vergileri koymaya uzanan uygulamalarının göreve gelmesinin ardından başlaması, ABD’de özellikle enflasyonda ciddi sıçramaları gündeme getirebilir. Böyle bir durumda ise FED’in Mart ayındaki toplantıdan itibaren daha şahin bir görünüme bürünebileceğini söyleyebiliriz.

Özetle 2017’de yine bizi volatilitesi yüksek bir yıl bekliyor görünüyor. ABD’de Donald Trump etkisi, FED’in atacağı adımlar, Avrupa’da gerçekleşecek seçimler, bankacılık sektörünün sorunlarının sürmesi, Brexit süreci gibi konular her biri belirsizlik ve risklerle dolu olması nedeniyle 2017 yılında özellikle Altın başta olmak üzere güvenli varlıklara olan talebi artıracak görünüyor. Trump etkisiyle olası bir enflasyonda sıçrama yaşanması durumunda enflasyondan korunma aracı olarak da rağbet gören Altın’ın yükselişini FED’in faiz artırdığı bir ortamda dahi görebiliriz. 1100’ü önemli destek olarak izlediğimiz Ons Altın’da  2017’de 1200 üzerine yeniden geçiş sağlanabilirse 1400 seviyesine doğru bir yükselişin önü açılabilir. Bunun dışında 2017’de petrol üreticisi ülkelerin üretimi kısmaya yönelik uzlaşılan üretim kotalarına uyması petrol fiyatlarının da yükselişine hız vermesinde etken olabilir. ABD’de Trump döneminin başlamasıyla altyapı yatırımlarına dayalı uygulamaların hayata geçmesi enerji ihtiyacının artmasına bağlı olarak petrole olan talebi de artırabilir. Yine bu tarz bir yatırım planı sanayide kullanılan emtiaların fiyatlarının da yükselişe geçmesinde etkili olabilir.

FED’in bu durumda faiz artırımlarına hız vermesine karşılık olarak 2017’de Dolar’ın da gücünü korumasını ve yükselişine devam etmesini bekliyoruz. Bu durum yurtiçinde 2017’ye taşıdığımız siyasi-jeopolitik ve ekonomik kırılganlıkların eşliğinde DolarTL’de bizi 3.60’ın üzerinde daha yüksek seviyelerin beklediğine de işaret ediyor. Kura 3.50 üzerindeki kalıcılığın sürmesi teknik olarak da yükselişlerin devam edeceği izlenimini veriyor.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol