Geçtiğimiz günlerde yüksek lisanstan arkadaşım Abdülkerim ile karşılaştım.Her zamanki gibi uzun uzun sohbet ettik.Daha doğrusu her zamanki gibi o konuştu ben dinledim.Abdülkerimle üniversiteden yeni mezun olduğum , iş hayatımın ilk günlerinde yüksek lisansın başlangıcında tanışmıştım.15 kişilik yüksek lisans sınıfında tek bayan öğrenciydim. Sınavdan sınava gidebildiğim halde bile hemen hemen herkesle tanışma şansım oldu.

Abdülkerim, benden yaklaşık 10 yaş büyüktü ve bir şirkette CFO olarak çalıştığını söylemişti.Çok konuşuyor , kendisiyle  ilgili, kariyeriyle  ilgili müthiş şeyler anlatıyordu.Yüksek lisans sınavından sonra katıldığı mülakattaki hocaların verdiği cevaplardan sonra onu tebrik ettiğini, eski patronunun işten ayrılmaması için ona yalvardığını, CFO olduğu şirketi sektörün 1 numarası yaptığını felan anlatıyordu.İsminin önüne bir sürü ünvan eklemişti.Acemilik günlerimde onun parlak kariyerini dinleyerek hayran kalmıştım.(Tabi herkese inanan  bir yapım olduğu için acemi olmasam da bütün o anlatılanlara inanırdım) Hafif şiveli konuştuğu için diğer arkadaşların Keko ismini taktiği Abdülkerimle ilgili gerçekler ise çok farklıydı…

Kredi derecelendirme kuruluşları, bağımsız olarak kredibilite görüşü sağlayan ve verdikleri dereceler yatırımcılar, ihraççılar, kredi talep edenler ve hükümetler tarafından çeşitli nedenlere bağlı olarak kullanılan kuruluşlar olarak tanımlanabilir

Derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar finansal piyasaların düzenlenmesi ve
denetlenmesinde de bir ölçüt olarak kullanılmakta, Basel II kriterleri gibi uluslararası veya yerel düzenlemelerde risk ağırlıklarının tespitinde temel teşkil etmektedirler.

Ekonominin dış kaynak teminini, piyasaların uluslararası piyasalarla bütünleşmesini sağlamakta rol oynayan derecelendirme kuruluşları hizmet verdikleri
kuruluş ve hükümetlerden hizmetleri karşılığında aldıkları ücret nedneiyle bağımsızlıkları konusunda zaman zaman eleştirilmektedirler.

Kredi derecelendirme kavramının kökeni New York’lu bir manifaturacı olan Lewis Tappan’ın 1837'de yaşanan ekonomik krizde müşterilerinin durumunu belirlemek amacıyla geliştirdiği değerlendirme yöntemine dayanmaktadır. ABD ekonomisindeki çöküşün ardından kendisi de zarara uğrayan Tappan borçluların kredi değerliliğinin
belirlenmesi için Doğu ve Batı eyaletlerinde çoğunluğu avukat olan 180 muhabiri kapsayan bir ağ kurarak derecelendirmenin temelini atmıştır 

Amerika Birleşik Devletleri’nde Aralık 2001’de patlak veren Enron skandalı, 2002 yılında Worldcom ve 2003 yılıda Parmalat gibi devlerin çöküşü bu firmalara çok kısa süre önce yüksek derecelendirme notu vermiş olan kuruluşlara dikkatlerin çevrilmesine neden
olmuştur. Tam yaşanan bu olumsuzluklar unutulmak üzere iken 21 Mayıs 2008 tarihinde Financial Times’da yayınlanan habere göre ABD’de subprime mortgage krizi ile başlayıp tüm Dünya’yı etkisi altına alan finansal krizin derinleşmesine neden olan baş aktörlerinden birinin yine kredi derecelendirme kuruluşları olduğu görülmüştür.
    
2004 ve 2007 yılları arasında başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelerdeki yatırım bankaları yüksek oranda getiri sağlamaları nedeni ile içerisinde yüksek riskli konut kredilerinin de bulunduğu havuzu CDO (Collateralized Debt Obligation: Teminatlı Borç
Senetleri) ihraç etmek üzere bir kredi derecelendirme kuruluşuna onaylatmışlardır. Her ne kadar verilen derecelendirme notu yatırımcı için bir tavsiye niteliği taşımasa da, notu AAA ile BB arasında değişen düşük risk derecesine sahip ve yüksek getiri sağlayan bu borç senetleri bankalar, emeklilik fonları ve hedge fonlar tarafından yoğunşekilde tercih edilmiştir.

Uzun yıllardır finansal sistem içinde varlığını sürdüren kredi derecelendirme kur uluşları özellikle son 10 yıllık süreçte yaşanan şirket çöküşlerinde ve ekonomik krizde fonksiyonlarını efektif şekilde yerine getirememeleri ve hatta istikrar bozucu kararlarından dolayı ile eleştiri konusu olmuşlardır.

Yaşanan ekonomik krizle birlikte hem ABD hem de Avrupa Birliği derecelendirme kuruluşlarının denetim ve düzenlemesine ilişkin kuralları yeniden yapılandırma girişimlerine(yeni metodolijiler geliştirme vb)  hız kazandırmışlardır

Bütün bu süreçte eleştirilmelerine ragmen halen ülkelerin, şirketlerin, finansal ürünlerin değerlendirilmelerinde çok önemli rol oynamaktadırlar.Özellikle uluslararası finansal piyasalarda karar verme konusunda genel kabul gören derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri, notları önem arz etmektedir. Halen bütün Dünya üzerinde kredi derecelendirme faaliyetinde bulunan en büyük üç derecelendirme kuruluşu Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch’ dir.En  çok sözü geçen bu kurumların uluslararası itibarı halen son derce yüksektir.

Bazı ülkeler ise kendi ulusal derecelendirme şirketlerini kurup, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının notlarını red etme yaklaşımını sergilemektedir.Bu onların ekonomideki zayıflıklarını, eksikliklerini kapatma yolu olarak da yorumlanmaktadır.Acemi Finansçı olarak bu yaklaşımı Keko’nun rahatsızlığının ekonomiye yansıması  olarak değerlendiriyorum.

Yüksek lisans yazılı sınavında en yüksek notu aldığım halde mülakata katılan hocaların yüzleri verdiğim cevaplarda duvar gibi iken nasıl olmuştu da Keko’nun cevaplarında onu tebrik etmişlerdi?Bir önceki işyerinde muhasebe uzmanı olarak 4 ay çalışmasına ragmen nasıl olmuştu da patron gitmesin diye yalvarmıştı?Nasıl olmuştu da (her çalıştığı yerde maksimum 8 ay alışmasına) son çalıştığı yerde 6 ayda  CFO olmuştu ve şirketi sektörde 1 numara yapmıştı?İsminin önüne eklediği ünvanların bir kısmı dernek üyeliği ile alınabiliyorken o hala neden başka başka ünvanların peşindeydi?Daha bunun gibi parlak kariyeri ile ilgili nice sorular vardı…

Keko’nun, kendisini öven başarılı eğitim hayatı, başarılı kariyer söylemlerinin ardında aslında geçmişinde çok büyük eksiklikler olduğu ortaya çıkıyordu.Egosal sebeplerle bu eksikliklerini kapatabilme adına ardı adına yalan söylüyor, söylediği yalanlara da kendi inanıyordu.

Keko’nun rahatsızlığı Mitomaniydi.Toplumda bilinen adıyla ‘yalan söyleme hastalığı’, kişinin sürekli olarak herhangi bir çıkar gözetmeden yalan söylemesidir. Bu hastalığa yakalanmış kişilere mitoman adı verilir. Hiçbir durum yokken birden yalan söyleme ihtiyacı duyan kişi, hastalığın ilerlemesi ile söylediği tüm yalanlara kendisinin de inanmasına neden olur. İleri düzeylere taşınan mitomani hastalığı kişinin elinde olmadan gerçekleşen ve yalan söylediğini kendi bile fark etmeyen bir davranış bozukluğu hastalığıdır.

Uluslararası derecelendirme şirketlerinin notlarını, değerlendirmelerini redederek kendi derecelendirme kuruluşunu kurmak isteyen ülkelerde ise ekonomik gerçekler bir kenara bırakılarak, kendi söylediklerine inanmak istemeleri yatıyordu.

Yerli derecelendirme şirketleri kurulması , Keko’nun rahatsızlığı nedeniyle mi isteniyordu? Keko gibi isimlerinin önüne ünvanlar , parlak notlar ekleyerek mi eksikliklerini kapatmaya çalışıyorlardı?Ulusal derecelendirme şirketi ne kadar genel kabul göreceklerdi?Nasıl işlevsel olacaklardı?

Acemi Finansçının aklında binlerce çılgın soru


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.