Türk sinemasının efsane filmi Züğürt Ağa 1985 yılında  Nesli Çölgeçen’in, imzasıyla Türk sinemasında yeni bir çığır açmıştır. Doğu ve Güneydoğudaki aşiret ve ağalık sistemini anlatmak üzere beyaz perdeye aktarılan Züğürt Ağa filmi sinemaseverler tarafından tam not almıştır. Şener Şen’in oyunculuğu ile devleştiği filmde Haraptar köyü susuzluk çekmekte ve her geçen yıl elde ettiği hasat azalmaktadır.Köylüler , ağa ile paylaştıkları buğdaydan her sene daha az pay aldıklarını gören bir uyanık köylü aracılığı ile ağanın ambarı soyulur. ‘Cennetten tapu vaadini’ alan köylülerin ağaya oy vermemesi sonucunda siyasetten de aradığını bulamayan Haraptar köyünün ağasının köyünü satıp İstanbul’a göçmekten başka çaresi kalmamıştır.

    Züğürt Ağanın , köyünü yok pahasına sattıktan sonra geldiği İstanbul’da marketçilikten , domates satıcılığına kadar her işi dener ancak ağa olmaktan başka birşeyi bilmeyen ağa sıfırı tüketmiş bir şekilde filmin en sonunda takunyalarla çiğ köfte satıcısı olur.
Komik, bir o kadar gerçek, bir o kadar trajedi barındırsa da nefis bir Türkiye  gerçeğidir.Ağanın tükenişinin arasında saf bir aşk barındırarak izleyenleri umutlandırsa da aslında bir tükeniş hikayesidir.Defalarca izlense de her seferinde ayrı bir keyif almak filmden ayrı bir parçayı yakalamak mümkün.

    Her izleyen kendinden birşey bulur filmde.Aşk arayanlar ağanın Kirazla yaşadığı saf aşka takılır, sosyologlar feodal sistemin bitiş öyküsünü yakalar, köyden büyük şehre göç etmiş kişiler kendi göç hikayelerini hatırlar.Usta ekonomistler tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçiş olarak yorumlarlar.Ancak bu yazıyı kaleme alan benim gibi acemi bir finansçı olunca filmi ‘gelişmekte olan ülkelerin’ durumu ile Züğürt Ağayı özdeşletirir.
Gelişmekte olan ülkelerin , ellerinde çok fazla bir şeyleri yoktur.Toprak ve emek sahip oldukları en önemli şeydir demek hiçte yanlış olmaz.O nedenle gelişmekte olan ülkeler tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçmeye çalışır ancak bu dönüşüm zaman alan ve zahmetli bir süreçtir.Gelişmekte olan ülkelerin tarımda sergilemiş oldukları performans doğa şartlarını da içerdiği için her yıl tarım ürünleri satışından elde gelirler farklılaşmaktadır.Tıpkı Züğürt Ağa filminde yağmur duasına çıkıp o yıl hasatın artmasını bekledikleri gibi umutla beklemektedirler.Oysaki Yaradan, doğa (neye inanırsanız inanın) ne lütfederse o olur.

 
    Tıpkı Züğürt ağa filmindeki köylülerin cennetten tapu vaadine inanıldığı gibi gelişmekte olan ülkelerin halkı saf bir şekilde küçük vaadlerin peşinde(çoğu dini unsurlarla) koşmaktadır.Çok kolay yönetilebilmekte, hatta çok kolay yönlendirilebilmektedir.Aradan çıkan bir uyanık bir çok kişinin kaderini değiştirebilmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde uzmanlaşma sözkonusu olmadığı için aynı Züğürt Ağa’da olduğu gibi tek yolları satıp savıp ceplerine parayı koymaktan geçer kendi ayaklarının üzerinde durma hikayeleri.

Haraptar köyünün 3-10 paraya satıldığı gibi gelişmekte olan ülkelerde özelleştirme adı altında en değerli varlıkları 3-10 para satmaktadırlar.Gelişmekte olan ülkelerde genellikle petrol , doğal gaz, elektronik eşya gibi gibi girdilerin yurtdışından ihraç edilmesi, tarım ürünlerinin ithal edilmesi nedenlerinden dolayı dış ticaret açıkları ve enflasyon sorunları vardır.(Aynı filmdeki Züğürt ağanın gururu ile harcamalarını eşinden dostundan borç almak arasında sıkıntıda kalması gibi süreçler yaşanır)Bu dış ticaret açıkları ülkeye para girişi ile sağlanmak için özelleştirmeler yolu ile şirket satışı gerçekleştirilir ya da kısa süreli sermaye hareketleri ile(yüksek faiz oranı nedeniyle ülkeye giren para gibi) Bütün bu süreçleri Arjantin, Şili, Peru , Meksika vsde olduğu gibi.bazı farklılıklar gösterse de genel olarak benzer seyir izlemişlerdir.
    İlk başta giren sıcak para, IMF’den alınan borç vs ile ilk başta rahatlamış istikrara kavuştuklarını düşünüp yeni bir sayfa açmışlardı.Aynı Züğürt Ağanın köyü satıp cebine koyduğu parayla İstanbula gitmesi gibi o mutluluğu yaşamışlar ancak sonrasında kendi ayaklarının üzerinde duramadıkları için krize sürüklenmişlerdir.Aynı Züğürt Ağanın bir işte dikiş tuturamayıp elindeki herşeyi kaybetmesi gibi krizde ciddi finansal kayıplar vermesi ile sonuçlanmışlardı.

    Gelişmekte olan ülkelerin bu zamana kadarki kalkınma modellerine bakıldığında 
⦁    Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde 1960’lı yıllarda uygulamaya konulan sosyal ve ekonomik kalkınma planları çeşitli kaynaklardan, hibe, kredi veya teknik destek şeklinde olmak üzere dış yardımlar sağlamışlardır. 

⦁    Genellikle ilk beş yıllık kalkınma planları hemen hemen bütün ülkelerde 1960’lı yılların başlarında uygulamaya konulduğu görülmektedir. Türkiye’de de ilk beş yıllık planın bu dönemde yürürlüğe konulduğu bilinmekte olup, Türkiye ile diğer ülkeler arasında bir paralellik söz konusudur. 

⦁     Kalkınma planlarında, başlangıçta ithal ikameci sanayileşme modeline yer verilirken, 1980’li yıllardan itibaren ihracat ağırlıklı ve dışa dönük sanayileşmenin benimsendiği dikkati çekmektedir. Burada da Türkiye ile paralellik gözlenmektedir. İrlanda ve Güney Kore sanayileşme ile yetinmeyip, ileri teknoloji ürünleri ve iletişim teknolojileri (IT) konusunda dünyada söz sahibi olmak için çaba sarfetmektedirler. 

⦁    Genelde bu planların ortak özelliği, önceden belirlenmiş süreler için uygulamaya konulan ve birbirini aynı periyotlarla takip eden planlar olmayıp, hedef alınan problemin ortadan kaldırılmasına kadar veya planın başarısız olduğunun anlaşılıp yeni bir alternatif plan ortaya konuluncaya kadar sürdürülen planlar olmasıdır.

⦁      Siyasi otoritenin plan uygulamalarındaki kararlılığı ve disiplini, planların başarısında ve öngörülen hedeflere ulaşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bunun en tipik örneği Çin Halk Cumhuriyetinde görülmektedir. ÇHC’nde planların kararlılık ve disiplin içinde uygulanması nedeniyle plan hedeflerine ulaşılmakta ve zaman zaman aşılmaktadır. Yıllık ekonomik büyüme oranlarından görüldüğü gibi, ÇHC bu sayede 1997-1998 Asya Krizi’ni fazla yara almadan atlatabilmiştir. 

⦁     Siyasal dalgalanmaların ve iç çatışmaların plan uygulamaları üzerindeki olumsuz etkileri bazı ülkelerde açıkça görülmektedir. Bu ülkelerde, (örneğin Hindistan ve ÇHC) siyasal dalgalanmalar nedeniyle plan uygulamalarına iki – üç yıl ara verilip, sonra tekrar devam edildiği gözlenmektedir. 

⦁    2000’li yılların planlarında, küreselleşmeye ayak uydurma çabaları ve küresel rekabet gücüne sahip sanayileşme politikaları dikkati çekmektedir.

 Sosyal ve ekonomik kalkınma planlarının hemen hepsinde amaçlanan ortak nokta; yüksek oranda istikrarlı bir ekonomik büyüme sağlamak ve yoksulluğun azaltılması olmaktadır. Bazı genel kriz dönemleri (1970 krizi, 1997-1998 Asya Krizi, 2000-2001 genel durgunluk gibi) ve bazı ülkelerde yaşanan siyasi dalgalanma dönemleri haricinde, pek çok ülkede hedeflenen ekonomik büyüme sağlanmış ve zaman zaman aşıldığı da olmuştur. 

Ancak yoksulluğun giderilmesinde aynı başarının elde edildiğini söylemek mümkün değildir. Planlı kalkınma çabalarının başladığı tarihlerden bu yana, yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun ülke nüfusuna oranında kayda değer bir azalma görülse bile, hemen bütün ülkelerde çok kalabalık bir kesim halen yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bunun başlıca nedeni, bazı ülkelerdeki (örneğin Hindistan) hızlı nüfus artışı nedeniyle kişi başına milli gelirin aynı oranda artmaması ve aynı zamanda ekonomik büyümeden elde edilen gelir artışının bazı toplum kesimlerine ulaşamaması yani gelir dağılımındaki dengesizliktir. 

Velhasılı kelam kalkınma, ekonomik olarak ayakta kalma gücüne sahip olma Ağa için de , gelişmiş ülkelerle yarışmaya çalışan gelişmekte olan ülkeler için de büyük bir meseledir.Bu mesele de öyle şansa bırakılacak veya  günü kurtarma yolu ile yönetilebilecek birşey değildir.
Ekonomik olarak ayakta kalma gücünü sağlayamayan toplumların geleceği ise ‘Haraptar Köyü’nden farksızdır.Hep birilerine muhtaç, hep 3-10 paraya satılıktır.


Ponçik: Ekonomik kalkınma ciddi bir politika gerektirir.Bu politikayı hayata geçirmek ve uygulamak ise bir bilinç meselesidir.
Çin önce fason üretim yaparak tüm dünyaya hizmet verme ile işe başlamıştır.Bugün ise bir dünya devi haline gelmiştir.Çin’in en önmeli güç kaynağı ise eğitime verdiği önemdir.Bu nedenle toplumun kalkınabilmesinin en önemli dinamiği toplumun her kesiminin aynı bilinçte hareket ediyor olması ve eğitimli iş gücünün sağlanmasıdır.
Bilmem anlatabildim mi?
Bu hikaye  ve bunun gibi bir sürü finansal hikaye gülümseten, masal tadındaki finans kitabı  ‘Acemi Finansçının Günlüğü’nde

http://www.kitapyurdu.com/kitap/acemi-finanscinin-gunlugu/432984.html&filter_name=ilknur%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1g%C3%BCl
http://www.dr.com.tr/Kitap/Acemi-Finanscinin-Gunlugu/Ilknur-Kirmizigul-Uner/Edebiyat/Turk-Gunluk-Ani/urunno=0001716102001
http://www.idefix.com/Kitap/Acemi-Finanscinin-Gunlugu/Ilknur-Kirmizigul-Uner/Edebiyat/Turk-Gunluk-Ani/urunno=0001716102001

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.